Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları, Yetişkin Psikoterapisi, Bebekler neden ağlar, Terapi, Bebekleri sakinleştirmek, bebek gelişimi, bebek psikolojisi, Psikanalitik Terapi, bebekleri anlamak, bebek Terapisti Beyoğlu, çocukluk travmaları, bebek anne ilişkisi

Çağdaş psikanalitik psikoterapi pratiği, son zamanlarda yapılan bebeklik ve erken çocukluk dönemi hakkındaki araştırmalardan oldukça etkilenmiştir. Bu araştırmalar; nöroloji, psikofarmakoloji, travma araştırmaları, psikanaliz ve duygulanım araştırmaları ile uyum içindedir. Bu yazıda gelişimsel araştırmalar ve klinik uygulama arasındaki bağlantılar incelenecek; bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemleri arasındaki karmaşık ilişkiler ele alınacaktır.

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları--
Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları–

Psikanalitik yönelimli bebek araştırmalarında bazı temel sonuçlar ortaya çıkmıştır:

  • Sosyal ilişkiler, insan gelişiminin ana kaynağı ve psikoterapötik değişimin temel öğesidir.
    İnsan ilişkileri en iyi olarak, bireylerin ve gelişimsel sistemlerin iç içe geçtiğine vurgu yapan bakış açılarıyla anlaşılabilir.
  • Etkili bir psikososyal gelişim öznelliklerarası gerçekleşir.
  • Sözsüz iletişim, kişilerarası iletişimin ve kişiliğin temel belirleyicisidir.
  • Bağlanma teorisi ve araştırması, erken dönem deneyimleri ile yetişkinlik dönemindeki kişilik organizasyonu ve psikopatolojisi arasında güçlü bağlantılar olduğunu ortaya koymuştur.
    Bu sonuçları tek tek değerlendirelim.

Temel Motivasyon Kaynağı ve Ruhsal Düzenleyici Olarak İlişkiler

Gelişim araştırmalarının bugün vardığı noktada ortaya çıkan sonuç; beben ve bakımvereni arasındaki ilişkinin gelişimi mümkün kılan temel öğe olduğudur. Ayrıca, bakımverenle ilişkinin yanısıra öteki insanlarla kurulan ve sürdürülen bağlar da bebeğin ana motivasyon kaynağıdır.

İnsanlar doğumlarından itibaren iletişim kurmaya, bakım verebilmeye ve duygusal bağlar oluşturmaya hazırlanırlar. Zamanla, tepkilerin ve uyarımların gelişimiyle bebekler ve bakımverenler birbirlerini etkiler ve birbirlerinin davranışları ile içsel durumlarını düzenlerler. Karşılıklı etkilenme ve kendiliğin ruhsal düzenlemesi geç çocuklukta ve yetişkinlikte de devam eder, yalnız bu defa daha sofistike ve karmaşık formlarla.

Araştırmalar, erken çocukluk dönemi örüntülerinin yetişkinlik üzerinde etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Çoğu durumda bu örüntülerin ilişkilerde zorlayıcı ve ısrarcı bir şekilde ortaya çıkar. Bunun sonucu olarak da, kişi içinden çıkılması güç bir ilişkisel kısır döngü yaşayabilir.

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları---
Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları—

Dinamik Süreç ve Gelişimin Temeli

İlişkiler hem gelişimin hem de klinik teori ve pratiğinin merkezindedir. Yaşayan sistemler ve insanlar kendilerini lineer olmayan dinamik bir şekilde düzenlerler. Örneğin bebek-ebeveyn sistemi üzerinden düşündüğümüzde genetik ve epigenetik etkenler, rahimiçi etkenler, duygulanım, duyu-motor büyüme ve gelişim, mizaç, sosyal çevre, ebeveynlerin hassasiyeti, psikopatoloji, bakım ve daha birçok faktör etkilidir.
Depresyondaki ve eşi olmayan bir annenin iki çocuğuna baktığını varsayalım. Bebeklerden birinin ısrarcı ve diğerinin daha kolay pes eden bir yapıda olduğunu hayal edelim. Israrcı bebek annenin ilgisini daha çok çekerek onun depresyonundan daha az zarar görecektir. Kolay pes eden diğer bebek ise ihtiyacı olan yakınlığa daha az talep edebildiği için daha az ulaşabilecektir. Üstelik kolay pes eden bebeğin istememe özelliği annenin reddedilmişlik duygularını tetikleyebilir ve karşılıklı bir vazgeçme durumu yaşanabilir ki bu durum bebeğin yeterli bakım alamamasına neden olacak ve bebeğe zarar verecektir.

Temel Motive Edici ve Ruhsal Düzenleyici Olarak Öznelliklerarasılık

Bebek araştırmaları, bireyin kişiliğinin ve diğerleriyle ilişki kurmaya dair algısının bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bireysellik imkanı, paradoksal bir şekilde, sizi olduğunuz gibi gören diğerlerine bağlıdır.

Öznelliklerarası bakış açısı, ‘karşılıklı tanıma’ sürecini vurgular: Bir kişinin diğer bir kişi öncelikle ayrı bir birey kabul etmesi ve daha sonra ayrı bir birey olarak hissetmekle birlikte onu anlaması, iki kişinin arasındaki bağı doğrular. Kişinin deneyimi, kendisinden farklı olan ve kendisini anlayan biriyle paylaşınca şekillenir.

Bebek araştırmaları, bebeğin kendilik algısının tahmin edilenden çok daha önce oluştuğunu gösterir. Öznelliklerarası bakış; bebek-ebeveyn çiftinin nasıl anlaştığına, bazı davranışlarda orta yolu nasıl bulduklarına, birbirlerini nasıl deneyimlediklerine yani öznelliklerarası süreçlere odaklanır. Seligman şu şekilde ifade etmiştir: “Anlamak, deneyimle ilgili değildir. Anlamanın kendisi bir deneyimdir. Bu deneyim, önemli diğerinin varlığını içerir. Bu diğeri, birlikteyken güvende hissedilen kişidir. Kişi, bir parçasıyla da bu kişi tarafından anlaşılmış hisseder.”

Erken Deneyimlerin Sözel Olmayan Doğası

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek AraştırmalarıYetişkin Psikoterapisi, Bebekleri nasıl anlarız, annelere destek, bebek için yardım, anne ve bebek terapisi, çocuk ruh sağlığı, oyun terapisi, oyun terapisti, çocuk psikoloğu, çocuk terapisiSözel olmayan iletişim, bebeklikten başlayarak kişinin bütün yaşamı boyunca devam ederek, deneyimlerin en önemli düzenleyicisidir. Bebek bakımvereniyle psikomotor aktiviteleri, duygudurumu ve duyumlarıyla iletişim kurar ve yine bunlar aracılığıyla bakımvereniyle ilişkisinden anlamlar çıkarır. Önceleri, araştırmacılar ve terapistler deneyimin bu ana özelliklerini yeterince önemsemeler ve ciddiye almazlardı. Bu tip bir bakış açısı, bebeğin ilkel bir dönemde olduğu yönünde yanlış bir kavrayışa yol açmıştı. Aslında bugün biliyoruz ki, sözel olmayan iletişim sistemleri oldukça karmaşık ve iyi düzenlenmiş olabilir.

Bebek, bakımvereni ile şu şekilde iletişim kurar: Kollarının, ayaklarının ve başının hareketi, yüz mimikleri, ağlama, cıvıldama, mırıldanma gibi sesler çıkararak. Bakımvereni bebeğin sözel olmayan iletişimine vücut sıcaklığı, tensel gerilimi ve kalp atışları gibi sözel olmayan iletişim yollarıyla karşılık verir. Bakımveren konuştuğunda dahi bebek için önemli olan konuşmanın sözel içeriği değil, konuşmanın sözel olmayan öğeleridir. Bunlar ses tonu, sesin yüksekliği, konuşmanın hızı ve konuşmanın ritmi olabilir. Bu sözel olmayan iletişime dahil farklı öğelerin bebeğin zihinde bütünleşmesi ‘ilk farkındalığı’ oluşturur.

Bebek ve bakımvereni arasında gözlemlenebilecek çeşitli sözel olmayan iletişim yolları yetişkinler arasında da gözlemlenebilir. Sözel olmayan davranış ve kişilerarası ilişkilerdeki deneyimlere dair biçimler, kişilik gelişimi ve patolojilerin ana noktasıdır. Bu kavramların önemi giderek artmaktadır. Örneğin prosedürel bilgiyi ele alacak olursak, bu bilgi bilinçli bir farkındalığa dair bir bilgi türü değildir. Bisiklete binmek, araba kullanmak gibi kişilerarası ilişkilerde bazı uyaranlara nasıl tepki vereceğimiz gibi bazı eylem ve duygularla ne yapacağımızla ilgili bir bilgi türüdür. Gizil ilişkisel bilginin, günlük hayattaki sözel olarak açıklanmayan davranışların temelini oluşturduğu düşünülmektedir.

Terapistler ve danışanları, bir ötekiyle birlikte olmanın bilinçdışı deneyimini çalışırlar. Örneğin sözel bir anlatımın dışında kalan vücudu ve mimikleri kullanma yolu, geri çekilmenin ve dahil olmanın sözel olmayan anlatımları, olumlu veya olumsuz sözel olmayan tepkiler, izin isterken ileriye doğru hareketlenme, danışanla uyumlu biçimler yaratma ve diğer bilinçli olarak yapılmayan sözel iletişim yolları.

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları----
Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları—-

Bağlanma Teorisi ve Araştırmalarından Sağlanan Çeşitli Katkılar

Bağlanma ve bağlanma teorisi terimleri John Bowlby’yle (1969, 1980, 1988) başlayan belirli bir teori ve araştırma tipine gönderme yapar. Bebeklerin, küçük çocukların ve primatların üzerine yapılan araştırmalara dayanarak, John Bowlby çocukların ebeveynlerine ve diğer bakıcılarına bağlılıklarının ruhsallığın birincil ve bağımsız bir sistemi olduğunu belirtmiştir. Freud’un teorisindeki dürtü ve fantezilerin kişinin ana motivasyon kaynağı olduğu iddiasını reddetmiştir. Bowbly, ayrılma ve savunmaların analitik teorilerini yeniden formüle etme yoluna gitmiştir. Bunu, ruhsallığın düzenleyici sistemini gözeterek ve duyguların özellikle de korkunun önemini vurgulayarak yapmıştır. Ayrıca Bowbly, ebeveyn bakımının türlerin üremesindeki ana gereklilik olduğunu öne sürerek sosyal motivasyonu daha kapsamlı bir şekilde evrimsel-biyolojik bakış açısının içine yerleştirmiştir. Daha sonra Mary Ainsworth (1978), annelerin kısa bir süre için bebeklerinden ayrıldığı ‘yabancı durumu’ teorisini geliştirmiştir. Ainsworth, üç tane bağlanma stili belirlemiştir: Güvenli bağlanma, güvensiz/kaçıngan bağlanma ve güvensiz/dirençli-belirsiz bağlanma. Ayrıca bağlanmanın kültürlerarası bir olgu olduğunu kanıtlamıştır. Ainsworth’ün çalışmaları, dünya çapında akademik araştırmacıları gelişim psikolojisi alt dalını kurmaya yöneltmiştir. Daha sonra Main ve arkadaşları (2000), Yetişkin Bağlanması Araştırmalarını (AAI – Adult Atttachment Interviews) yürütmüş ve yetişkinleri üç bağlanma tipine göre kategorilendirmişlerdir: Güvenli/bağımsız bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma. Bağlanma modellerinde kişisel güvenlik algısı, gerçekte olan geçmiş olaylardan ziyade kişinin hatırlayabildiği anı ve deneyimleri tutarlı bir şekilde yansıtabilmesine bağlıdır. Bu bulgu psikanalitik yönelim ile çalışan psikoterapistler için cesaretlendiricidir, çünkü onlar kişinin bu kapasitesi üzerinde çalışırlar. Bebek ve yetişkin bağlanmaları arasındaki ilişkiyi inceleyen, hem geriye dönük yapılan araştırmalar hem uzun süreli olarak yapılan araştırmalar, erken dönem kişilerarası etkileşimin uzun süreli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır.

Bağlanma araştırmacıları yetişkinlikteki bağlanma stilini, yaşamın ikinci yılındaki bağlanma stiline bakarak tahmin edebildiklerini gördüler. Üstelik annelerin doğum öncesi bağlanma stili incelendiğinde, doğacak bebeklerinin bağlanma stilinin tahmin edilebildiği de görüldü. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, ebeveyn-bebek bakımından gelen kişisel güvenlik duygularının temelini belirleyen ilişkilenmenin kuşaklararası aktarımı kanıtlandı.

Bugünkü bağlanma araştırmacıları dördüncü bir kategori daha ortaya koydular: Düzensiz bağlanma stili. Bu stil bebeklerde, çocuklarda ve yetişkinlerde tutarsızlık, korku ve kontrol mekanizmalarının birleşimine gönderme yapar. Düzensiz bağlanma stili, erken dönem travması ve yetişkin sınırdurum psikopatolojisiyle de ilişkili bulunmuştur.

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları-----
Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları—–

Çağdaş Psikanalitik Bakış Açısı ve Gelişim – Genel Bir Değerlendirme

Psikanalitik teorisyenler, temel varsayımlarını desteklemek için çocuk gelişimiyle ilgili araştırmaların bulgularını dikkate alırlar. Analitik teorisyenler çocuk gelişimi teorilerindeki erken gelişim, motivasyon, psişik yapı, psikopatoloji ve klinik tekniklere bakarak kendi temel varsayımlarını oluştururlar ve varsayımları hakkındaki argümanlarını bu bulgular doğrultusunda güçlendirirler. Gelişim hakkındaki analitik bakış kabaca üç gruba ayrılabilir: Dürtüleri vurgulayanlar, ilişkiyi vurgulayanlar ve karışık modelleri savunanlar.

‘Dürtüsel bebek’ ilkeldir, içsel stresi azaltmaya güdülenmiştir, eğer varsa sadece birkaç tane kişilerarası sınırı vardır. Sosyal ilişkilere ilgisi, ilkel güdülerine göre ikincil sıradadır ve gelişimle birlikte kazanılır. Gelişim sürekli ve devamlı değildir, çünkü bebeklik psikolojik olgunluktan çok farklıdır. Şiddetli psikopatolojiler, çok çok erken dönem gelişimiyle ilişkilidir. Bu modeller, psikanalizlerin geriye dönük olarak anlamlar ve sonuçlar çıkarmaları üzerine kurulmuştur. Klasik Freudyen ve Kleinyen yönelimler, bu modellerin öne çıkan örnekleridir.

‘İlişkisel bebek’, doğumundan itibaren dış dünyaya yönelmiş durumdadır, özellikle insan etkileşimi için hazırlanmıştır ve temel motivasyon kaynağı sosyal ilişkilerdir. Bu bebek bir ötekine çok bağımlı olmasına rağmen zihni düzenlidir, cevap veren ve bakım veren bir çevresel durum içerisinde ruhsal bütünleşmesi ve kompleksleşmesi mümkündür. Bebeğin olgunlaşmamış oluşuna rağmen, erken gelişim geç dönem gelişimiyle devamlı haldedir, çünkü yetişkin gelişimini düzenleyen de bebeğinkiyle benzer süreçlerdir. İlkel psikopatoloji bebekliktekiyle aynı görülmez, çünkü normal gelişen bebekler organize olamamış veya ilkel değillerdir. Bebekler sadece daha az organizedir ya da daha bağımlıdır, daha psikopatolojik değildir. Psikopatoloji, bir erken dönem saplanması olmaktan ziyade, gelişimin farklı bir öğesidir. İlişki modellerinde, bebeklerin ve çocukların doğrudan gözlemlerine daha fazla ağırlık verilmiştir. Kişilerarası psikanaliz, kendilik psikolojisi, bağlanma teorisi, Hartmann’ın ego gelişimi tarafı (1956) ve Erikson’un ego psikolojisi (1950) bu gruba dahildir.

Karışık modellere bakacak olursak, Winnicott’un (1960) gelişimsel şeması bunların en sıradışı olanıdır, bebeğin dayanıksız ve diğerlerine bağımlı dünyasının bebeğin sosyalliğine vurgu yapmadan ayrıştırıcı ve beden odaklı olarak ele alınışıdır. Yapısal modelle çalışan ego psikologları bebeğin kapasitesini kabul etmelerine rağmen ilkelliğe dair bir imajı da sürdürmektedir: Hartmann (1956), Mahler (1972), Kernberg (1991), Anna Freud (1965) ve takipçileri buraya dahil edilebilir.

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları
Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları

Bebek Araştırmaları ve İlişkisel Paradigmaya Geçiş

Bebek gelişimiyle ilgili yeni perspektifler 1980’lerde ve 90’larda ele alınmaya başlandı. Bu durum, Anglo-Amerikan psikanalizinde materyalleşmiş olan etkileşimsel gelişim perspektifini de genişletti. Önceleri, ego psikologları dürtülerden bağımsız olarak güdülere ve süreçlere yönelik bir ilgi geliştirmiş ve bunun çocuk psikanalizi çalışmaları doğrultusunda araştırılması için adım atmışlardır.

Psikanaliz tedavisinin, sadece nevrotik olanlardan ziyade, daha geniş kitlelere uygulanmaya başlaması, analitik terapistlerin çalışmalarını sadece bir dürtü-savunma çatışması olarak değil, gelişimsel sonuçları da içerecek şekilde yeniden ele almalarını sağlamıştır. Teknik sınırlamalar, daha çok etkileşime ve doğrudan duygusal temasa olanak sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. Pre-ödipal psikopatolojiye yönelik artan bu ilgi, erken çocukluk dönemine daha fazla dikkati çekmiş ve Oedipus kompleksini kişilik organizasyonunun temeline yerleştirmiştir. Bu değişim, psikoseksüel dürtü teorisinin önemini kaybetmesine yol açmıştır. Bu deneyimi destekleyen diğer faktörler feminizmin ortaya çıkışı, psikofarmokoloji, nöroloji ve bebek gözlemi araştırmalarının başlamış olmasıdır.

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları-
Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları-

Bebek gelişimi araştırmaları, bazı psikanalitik görüşlere önemli bir direnç göstermelerine rağmen, bazılarını da sıcak bir şekilde kucaklamışlardır. Klinik problemler ve yeni klinik deneyimlerle beraber yeni araştırmalar, dürtü modelinin varsayımlarını ve bununla bağlantılı olan insan psikolojisi, erken dönem gelişim teorileri, psişik yapı, psikopatoloji ve klinik tekniği geçersiz kılmışlardır. Bunun yerine ikili yapı geçmiştir. Bireysel oluşum değil ikili yapı gelişimin temelini oluşturmaktadır. İkili yapılar –anne-bebek çifti veya terapist-danışan çifti gibi iki kişili yapılar- zihinsel hayatı başından itibaren organize ederler. Daha geniş ilişkisel paradigmayla tutarlı olarak; psişik yapının temel öğeleri içsel, dışsal ve iki kişinin arasındaki öznelliklerarası alanda ortaya çıkan ikili sistemde düzenlenmektedir. Bebek araştırmalarının birçok ana konsepti, ortaya çıkan yenilikçi bakış açısıyla uyum içindedir. İlişkisel psikanaliz de ya da kendilik psikolojisinde vurgulanmasının yanısıra çağdaş Freudcu perspektifler tarafından da kabul görmüştür.

İlgili Diğer Yazılar

İlişkilerin Aritmetiği: Gündelik İlişkilerin Dinamiği üzerine

Terapin Faydaları

Öznelliklerarası Psikanaliz

Psikanaliz ve Film Analizi Üzerine

Utanç Duygusu ve Psikolojik Gelişim

Terapiye Dair

Yılkı: Şiir Analizi

Freud’un Teorisinde Ölüm ve Ölümlüğün Yeri

Dedemin İnsanları Film Analizi

Psikanalizle ilgili Kitap Önerileri

Yetişkin Psikoterapisi ve Bebek Araştırmaları, Yetişkin Psikoterapisi, Bağlanma, Bağlanamama, Bağlanma Sorunları, İlişki sorunları, bebek psikolojisi, Psikanalitik bebek terapisi, bebek anne ilişkisi, bebek için destek, çocukluk çağı travmaları, en iyi terapist